« Önceki |

5/1/2009

ihbarname

koş yakala denizi ensesinden sigaya çek hesap sor

belli ki kandırdığı saf yüreklerin hesabını bilmiyor

suçludur deniz ihbar ediyorum işte yakalasınlar

zincire vursunlar dalgalarını zimmetle suçlasınlar

deniz  ah o utanmaz denizin sesidir baştan çıkartan

 

bir de gece sorumsuz ay ışıklarıyla suç ortağıdır kesin

aşüfte yakamozlarıyla süsler çıplak omuzlarını denizin

gece haramisidir ıssız gönüllerin bunu herkes bilmelidir

denizle bir kelepçelenmeli sürüye sürüye getirilmelidir

gece ah o hayasız gecenin meltemidir ocakları karartan

 

şarkıları unutmadım elbet kim unutabilir ki asıl suçlu odur

denizi azdıran geceyi azmettiren biricik şeytani unsur

ah ettim Tanrı alacak öcümü umudum var  mahşerde

delil diye toplayarak gözyaşlarımı  efsunkar nağmelerde

şarkılar ah o karşı konulmaz şarkıların nefesidir  ayartan


İstanbul Ocak 2009

27/12/2008

niyaz

öyle azalt beni ya Rab öyle azalt ki

bütün varlıklar hep içimden geçsin

bende benliğim bilmesin

 

öyle çoğalt beni ya Rab öyle çoğalt ki

çağlayışım her varlığı süpürsün silsin

yine gözyaşım eksilmesin

 

öyle yandır beni ya Rab öyle yandır ki

ateşimden semaya yol açılsın gidilsin

bir kez ahım işitilmesin

 

öyle söndür beni ya Rab öyle söndür ki

kar utansın küllerimden kış neyimiş bilsin

fakat bu sır keşfedilmesin

 

2007 ankara

27/12/2008

ekstre

bilsem ki nedir ey can

hesap kesim tarihin

rahat bir nefes alacağım

önem kazanacak belki bazılarım

değer/siz/le/şe/cek

çoklarım

ilk kez kararsız kalmayacağım

ya çakılıp kalacağım

çakılıp  kaldığım yerde

çekip gideceğim yahut

aklım

her bilinmezin ardındaki tepelerde

yeniden seveceğim belki kendimi

merhaba çekerek gözlerime

öylesine pürüzsüz öylesine babacan

üstüne üstüne gideceğim belki korkmadan

kor bakışlı kör talihin

bilsem ki nedir ey can

hesap kesim tarihin

 

 

kasım 2007  istanbul

27/12/2008

Hasret

nerde çıksa karşıma
bir bakış bir gülüş
bir kaş çatış
bana senden nakış
seni andıran
an kalır
donar zaman
hatıran gelir

bir başka imiş bilemedim
bu demde cilvesi aşkın
tuz gibi
buz gibi
hasretin tadı
gâh gözümden
gâh özümden
gâhi sözümden
baldıran gelir

göğsümde dağlar
bazen ezilirim
un ufak
kil tabak
savrulurum küllerle
kökten sökülür ağaç
âna dört mevsim sığar
kaç kış üstüstedir kaç
boran gelir

sığamam yerlere göklere
dar gelir ten yeleğim
sensizlikten çatlarım
öfkelerle patlarım
zamanlarım kan kusar
sonra gözlerin düşer
sitemlerle aklıma
kızıl korlar gider
sarıkaran gelir

şarkılara kaçarım ol dem
şiirlere sığınırım
nağmeler sağnak
mısralar aksak
yürüktür ancak acılarım
sırf sana aittir
gündem
sana bürünür her şey
sabâlar
hicazlar
hüzzamlarla bir
şeddârâban gelir

yüzlerine bakarım insanların
onlar da solgun mudur
gözlerinde hüzün hüzün
titrer mi olgun buğday
tutulmuş mudur gökte ay
öğrenmek isterim
öğrenemem
şaşarım gülenlere
şen şakrak
kahkahalar çıngırak
ve ısırgan gelir

hırsızıyım artık
sana benzeyen her şeyin
bu ben
şu ten
o renk
ve ah şu başdöndüren ahenk
o çılgın hesapsız adımlar
uçar gibi
kaçar gibi
yerden göğe ağar gibi
cesur hoyrat ve gür
öylesine rahat
öylesine özgür
sanki kanat kanat
küheylan gelir

susarım susunca şarkılar
çekilirim içime
telaşlı ve çabuk
sertleşir kabuk
gizlenirim kuytularıma
haleler dört yanım
haleler
çarpışır içimde
kızıl piyaleler
geceler saklar ancak beni
şimdi saatler geri
yok olmalıdır tan yeri
zira gündüzler
yavan gelir

ürperir mi gülüm
çenende ayva tüylerin
hayalim okşarken seni
öperken enseni
terler mi yine ellerin
parmak parmağa
tırnak tırnağa
sevişirken ılık ıslak
ah o omuz, o bağır
o kucak
öylesi şefkatli
öylesi sıcak
öz vatan gelir

vapurlar geçer içimden
sandallar
çınarlar göğsümde
asırlık dallar
kök salarım toprağına aşkının
istanbul olurum kubbe kubbe
tül tül habbe habbe
seni görürüm kız kulesi’nde
ne zaman bir martı
çığlıklarla konsa
kayalar üstünde aklıma
kahkahan gelir

uyurken düşlerim yanımda
saçların yüzümü örtmektedir
pencerede bir efsunlu terkip
gün yüzünde tel tel
yaldızlardan tezhip
ve kalbim
saçlarındaki ilmektedir
gün doğmaktadır
dev yapılar arasından
bilirim ki az sonra
içime aktığın
akıp yaktığın
gözlerime baktığın
zaman gelir

yokolur her şekil
silinir her şey
bir sen kalırsın
bir ben
yaradılış artık
bir hikayedir
kanat seninle çırpar
kalp seninle çarpar
seninle göğerir toprak
ömür biter
nefes biter
son ses biter
sadece
seninle bir olduğum
yeniden doğduğum
an gelir

nisan 2006 ankara

27/12/2008

Hicr

gölgelerde hicr kokusu
hicr yani ayrılık
yani bu fikr
yani sen
yani yürek dokusu
uzuyor bükülüyor gölgeler
ruhun geçiyor içinden
büyüyor ay
belli karanlık sancısı
belli gerilmiş yay
inâdısın evet direnci
titrek ve uçuk
korkak ve savruk
gölgelerden
geçmiyor
ısrârı gecenin

akvaryumdayım
yüzüyor cadde-yi kebîr
senden iktibas yüzler
sana iltimas gülüşler
çoğalmışsın
ikizler üçüzler dördüzler
ne aritmetik geçer akçe
ne hendese
sağım solum önüm arkam
cebir
anladım
esas imiş usûl ü aşkta
cebren ve hîle
hakikatmiş kıyl ü kâl
hakikatmiş ilm i hâl
evvel âhir
senmişsin zâhir
esrârı gecenin

havada kurutulmuş gül kokusu
gül yani hicr
yani bu fikr
yani sen
yani hayata tahammül korkusu
yaşamak bu raddede
işkencedir
belki seyreltir nefesleri
bir damla rûyâ
bir anlık serap
yahut hülyâ
fakat ne insaf ne zulümdür ki o
sensizliği solumak
sessizliği ulumak
icbârı gecenin

neden mordur bütün güller
bütün laleler sarı
menekşeler hercâî
niye donuktur hep
büyüyen ayların ruhsârı
senden midir
benden midir
bu başdöndüren tedâî
sorular kemirgen
cevaplar
üç nokta yanyana
daha çok var sabaha
uyumadı balıklar
aymadı kalabalıklar
durulmadı akış
vurulmadı nakış
dokunuyor çileler
daralıyor göğsüm
düğüm düğüm
ıstârı gecenin

cadde-yi kebîr’de alkol kokusu
alkol yani hicr
yani bu fikr
yani sen
yani vicdan sorgusu
ezilmek bu haddede
yer'incedir
taşımakta zorlanır mı yer
taşımakta zorlandığımı
bu yüzden mi tutsaktır dağlar
bu mudur emanet
büklüm büklüm sevgi
burgu burgu hicrân
ve nîmet
ve küfrân
ve
ah o insan o insan
ebrârı gecenin

Nisan 2006 -İstanbul

Son Yazılarım

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı